K24

    ENKS’nin YPG’yi karalama kampanyasının arkasında ne var? – 1

    TAHA HAMID
    Bazı ENKS’li yetkililerin, YPG/YPJ’yi terör örgütleri listesine alınması için yürüttükleri çalışmaların; daha doğrusu başlattıkları kampanyanın arka planını anlayabilmek için eski duraklara dönmek ve bölgesel bazı güçlerin Rojava’ya dönük taktik-stratejik planlarına bakarak derinlemesine incelemek gerekecek.
    Suriye Devrimi’nde Türkiye
    Suriye Devrimi’nin ve devrimin tüm Suriye topraklarına dağılmasının ilk aylarında Türk devleti  zaman kaybetmeden  tüm istihbarat bürolarını devreye koyarak seferber etti.
    *Birinci Taraf: Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin)
    Türkiye ilk adımda; Londra, Mısır ve Avrupa ülkelerinde bulunan Müslüman Kardeşler grubunu İstanbul’a davet etti ve Türkiye’nin birçok kentinde, özellikle Suriye sınırına yakın yerlerde onlar için daimi merkezler oluşturdu. Grup üyeleri, Suriye’de askeri, politik ve özel savaşlarını planlamaya ve yönetmeye bu merkezlerden başladı.
    Bu arada Türkiye; devrim, gerçek yolundan sapmadan ve bir silahlı iç savaşa dönüşmeden önce Suriye ordusundan kopan gençleri ve silahlı grupları karşılamak, ardından da eğitmek üzere birçok kamp açtı. Bu kamplar Türk istihbaratı, yani MİT tarafından yönetiliyor ve kontrol ediliyordu. Bununla eş zamanlı olarak özel savaş yürütme odaları açılıyor, bu odalarla sünni tabaka özel olarak eğitiliyor ve silahlandırılıyordu. Böylece devrim, sünni-alevi çekişmesiyle şiddetli, uzun bir iç savaşa doğru yönlendiriliyordu. Ağırlıklı olarak rejimden zulüm görmüş kesimler çekiliyordu. Bu yüzden hareket, özellikle Müslüman Kardeşlerin temel sığınağı olan Hama, Halep ve İdlib’te güçlüydü.
    *İkinci Taraf: Katar ve Suudi Arabistan
    Öte yandan Türkiye, hazırladığı Esad’tan sonraki Suriye tablosunu Katar ve Suudi Arabistan’a tanıtmak için birçok heyet gönderiyordu. Müslüman Kardeşler’e hükmetme temelinde körfezin (Basra Körfezi) doğal gazını Suriye ve Türkiye üzerinden (ki eskiden Rusya ve İran baskısı altındaki Suriye Rejimi bunu kabul etmiyordu) Avrupa’ya taşıma adına her iki ülkeyi oyuna getirdi. Bu nedenle her iki ülke (Katar ve S. Arabistan) Müslüman Kardeşlere para aktarımına başladı. Bu arada SUK Meclisi kurulmuştu ve kamuoyunu aldatmak, gerçeklerin üstünü örtmek için Alman, Hristiyan ve Kürtlerden birçok kesimi meclise dahil etmişti. Katar ve Suudi Arabistan da kendi TV kanallarında meclis üyelerinin propaganda yapmasının önünü açarak kamuoyunu aldatmada üzerlerine düşen rollerini oynadılar.
    *Üçüncü Taraf: KDP ve Rojava’daki işbirlikçileri
    KDP içte Nakşibendi Tarikatı’na bağlı sünni-muhafazakar bir partidir. Bu nedenle Şii İran tarafından perde arkasında yönetilen Şii Irak Hükümeti ile arasında sürekli sorun var. Bu nedenle hem Rojava’nın doğusuna, yani Cizîrê Kantonu Bölgesi’ne yönelik işgal etme planlarını hayata geçirebilmek için hem de PKK’nin toplum arasında sempati kazanarak büyümesinden duyduğu korku nedeniyle Sünni bloğa yakın durmayı tercih ediyor.
    *Dördüncü Taraf: Şiddet Yanlısı İslamcı Gruplar
    Türk İstihbaratı, yukarda sıraladığımız tüm tarafların ve El-Kaide komutanlarının yardımıyla nerdeyse tüm dünya ülkelerinde şiddet yanlısı İslami çete gruplarını kurmaya başladı. onları Türkiye’de eğitti ve Suriye’ye musallat etti. Üstelik bu uğurda tüm sınırlarını (sahillerdeki deniz yolları da dahil olmak üzere) gençlerin geçişini ve katılımını kolaylaştırmak için açtı.
    Türkiye’nin Amaçları ve Argümanları
    Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra kurulan Türk devletini ve devletin başına tüm hükümetlerini gözlemleyen herkes; bu hükümetlerin tek amacının, tek derdinin Kürt halkının özgürlük mücadelesini ortadan kaldırmak ve böylece haklarına kavuşmalarının önüne geçmek olduğunu bilir. Bu faşizm öyle bir düzeye ulaştı ki, hatırladığım kadarıyla Türk yetkilerinden Süleyman Demirel bir keresinde: “Dünya’nın hiçbir yerinde Kürtlerin statü kazanmasına izin vermeyeceğiz. Bu, Güney Afrika’da bir çadır bile olsa kabul etmeyeceğiz” demişti.
    İşte bu düşmanlık nedeniyle Suriye’nin geleceği konusundaki tüm planlar Türk generaller tarafından hazırlanıyordu. Amaç, ilk adımda Kürtlerin bölgede bir statüye kavuşmamasıdır.
    Türkiye, düşmanlık yolunda;
    – Dünya’nın her köşesinden gelen çete üyelerinin yönünü Rojava’ya çevirdi. Milliyetçilikle ve din yoluyla yaptığı duygu sömürüsüyle; ayrıca, “Osmanlı İslam hilafetini geri getirme” vaadiyle bunun yanında “Kürtler ile Êzîdîler kafirdir” safsatalarıyla çete gruplarını Kürtlere karşı kışkırtıyor, onları Kürtlerin üzerine salıyordu.
    – Silahlı muhalif grupları Kürtlere saldırtıyordu.
    El-Parti öncülüğünde silahlı Kürt grupları kurdurarak, bu gruplara lojistik destek veriyordu. Ayrıca; “Sizler Rojava yönetiminde YPG’den ve Özerk Yönetim’den daha önceliklisiniz, bu en başta sizin hakkınız” diyordu. Onlara Barzani’ye yaklaştığı gibi yaklaşarak, onları Rojava’nın yetkilileri gibi kabul ediyordu. Rojava’ya karşı cephe almaları için, savaşmaları için onları hazırlıyordu.
    Tüm bunlar için Rojava’ya aleyhinde birçok siyasi ve askeri plan kurguladı. Ki tüm amacı da bu çerçevede, yani askeri ve siyasi olarak Rojava ve Kuzey Suriye’yi parçalamaktı. Bu planları yürürlüğe koymak adına ara bölgeler olan Girê Spî (Til Ebyad) ve Serêkaniyê’den Kobanê’ye kadar; Hesekê, Şedadê, Şengal ve Dêrazor’a kadar silahlı İslami cihad gruplarını yerleştirdi. Diğer taraftan da bu gruplar Şedadê’nin güneyinde birleşsinler diye onları Efrîn, Reqqa ve Kobanê arasına yerleştirdi. Sadece buralara değil, aynı zamanda daha sonra Ezaz, Marê, İdlib, Heleb ve Reqqa’ya kadar yerleştirmeye devam etti.
    Bununla amaçladığı; Rojava’yı üç ayrı koldan kuşatmak ve ambargo uygulamak. Ardından gelen aşama ise bölgeyi ENKS’ye, kendisine (Türkiye’ye) ve şiddet yanlısı gruplara bırakmak. Diğer bir anlamıyla Kürtleri bölgede zayıf bir aktör haline getirip kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak ve onları Suriye krizinin içinde bocalandırmak.
    YARIN : YPG/YPJ ve İşgal Planlarının Boşa Çıkarılması
    (ge/u)
    ANHA