K24

    İşgal edilen bölgelerin “Türkleştirme projesi” böyle gerçekleşiyor

    MAMO HESEN
    Gözler Efrîn’de Türk devletine bağlı silahlı gruplar ile Halk Savunma Birlikleri (YPG) arasında artan çatışmalara ve Türk ordusunun bölgeden artan hareketliliğine çevrilmişken, Türk devleti, askeri işgal projesinden daha tehlikeli olan başka bir proje üzerinde çalışıyor. Bu projeye Fırat Kalkanı bölgelerinin Türkleştirilmesi projesi demek mümkün.
    Bilindiği gibi, Türk devletinin Reqa’da DAIŞ’e karşı savaşta yer alma talebi, Suriye Demokratik Güçlerini uzaklaştırma amaçlıydı ve bu talebi Amerika tarafından reddedildi. Bir döneme kadar Türk devleti, bazı ülkeler nezdinde karlı çıkmanın peşindeydi. Türk devleti, Rusya ve İran’la çatışmanın azaltıldığı bölgeler üzerine yapılan anlaşma çerçevesinde, Suriye’nin bazı bölgelerine el koydu. Bunun üzerine kendi denetiminde olan “Fırat Kalkanı” çete gruplarıyla İdlib’i işgal etmek istedi. Türkiye bunun karşılığında, hala Halep’in bazı mahallelerinde olan silahlı grupları mahallelerden çıkarak Halep’in doğu mahallelerindeki Fırat Kalkanı destekçisi kişileri de çıkarıp bu grupların yerlerine yerleştirdi. Bu durum, diğer bölgelerdeki göç ettirme politikaları gibi “Halep’e karşı Bab” olarak bilinen anlaşma çerçevesinde gerçekleşti.
    Türk devleti, Halep ve Guta’nın demografik yapısını değiştiren anlaşmanın bir tarafı
    Suriye’nin demografik yapısının değiştirilmesine ilişkin anlaşmalar (dört kentteki anlaşmalar) incelendiğinde, Türkiye’nin olumsuz rolü iyi bir şekilde görülüyor.
    Türkiye, vatandaşların göç durumundan yararlanarak, Humus’un El-Weir mahallesi sakinlerinin, “Fırat Kalkanı” işgali altındaki bölgelerde Kürt köy ve kasabalarına yerleştirdi.
    Türk devletinin bu politikası, kuşkusuz DAIŞ çetelerinin Halep’in kuzeyindeki saldırılarıyla başladı ve bu bölgelere geçmesi için de devam etti. Türkiye’nin Medaya, Zebedanî ve Humus’un mahallelerinde demografik yapının değiştirilmesi siyasetinde rolü var.
    Halep’in doğu mahallelerindeki silahlı grupların çıkarılması ve buraların rejime teslime edilmesi, karşılığında Rusya ve rejimin Bab’dan, ardından da İdlib’den uzak tutulması üzerine yapılan son anlaşma, bu gerçeği gözler önüne seriyor.
    Türk devletinin planları bununla sınırlı kalmayıp, doğu mahallelerindeki yurttaşların Türkiye’ye zorla göç ettirilmesinin birinci yıldönümünde, aynı planlar Doğu Guta bölgesinde gerçekleştiriliyor. Her zaman ki gibi Türkiye, Guta bölgesinde sıkışan binlerce sivilin durumundan yararlanarak, onları Kuzey Suriye’yi işgal projelerinden kullanmak üzere İdlib veya Fırat Kalkanı işgali altındaki bölgelere yerleştirmek istiyor.
    Göç ettirme politikalarını meşrulaştırmak istiyorlar
    Suriye krizinin çözümü adına yürütülen politikalar, esasında insan hakları ve uluslararası hukuk kurallarını ihlal ediyor. Suriye halkının yaşadıkları acılarda payı olan her gizli anlaşmanın sonuçları bu şekildedir. Bir tarafı Suriye rejimi, destekçileri Rusya ve İran, diğer tarafı Türk devleti destekli çeteler olan anlaşmalarla, her iki taraf da tüm herkesin gözleri önünde, zorla göç politikasını meşrulaştırmak ve bunu da savaş sonucu gibi göstermeye çalışmak istiyor. Ancak tüm anlaşmalar sonucu, tarafların krizden bir kazanç elde etmeye çalıştığı ve sivillerin de bu politikaların kurbanı olduğu ortadır.
    Göç ettirmelerin başlangıcı
    Halep’in kuzeyinde Şehba bölgelerinde 2013 yılından itibaren yani, Türk devletine bağlı silahlı grupların Til Eran ve Til Hasin beldelerine saldırılarıyla göçler başladı. Yurttaşlar; Kürt köyleri ve beldelerinden, Arap ve Türkmenlerin de yaşadığı bazı köylerden, Halep’in doğusundaki Türkiye sınırında bulunan Rai kasabasından Bab kentine doğru 50 km’lik alandan çıkarıldılar. Yaklaşık 100 Kürt köy ve beldesi boşaltıldı. DAIŞ çetelerinin bu alanlara geçmesiyle yurttaşların göçü arttı. Bu kapsamda yurttaşlar Qebasin, Kefer Sexir, Ehrez ve başka bölgelerden farklı bahanelerle göç ettirildiler.
    Türk ordusunun ve Fırat Kalkanı’nın Şehba bölgelerini işgaliyle, bölgede demografik yapıyı değiştirme, halkı zorla göç ettirme ve evlere geri dönüşleri engelleme politikası devam etti. Türk ordusu köylülerin PKK taraftarı olduğu bahanesiyle köylerine dönmelerine izin vermedi. Türk devletinin politikaları bununla da sınırlı kalmadı, aynı şeyleri Arap yurttaşlara da yaptı. Yürüttükleri siyasete baktığımızda Arap yurttaşların yerine, Erdoğan ve partisine bağlı Türkmenlerin yerleştirildiğini görürüz.
    Fırat Kalkanı, Şehba’nın Türkleştirilmesi
    Türk devleti Fırat Kalkanı işgali altındaki bölgelerde Türkleştirme politikalarını sürdürüyor, İdlib’de askeri varlığını da arttırıyor.
    Türk devletinin Suriye bölgelerinde yürüttüğü Türkleştirme politikalarına örnek olarak, Cerablus-Ezaz üçgeninde açılan okullar, Türkiye’de eğitilmiş polis güçlerinin bu bölgeye getirilmesi verilebilir. Bu şekilde çok sayıda örnek var. Yaşamın her alanında benzeri müdahaleleri söz konusu.
    Türk ordusunun Fırat Kalkanı’nı 24 Ağustos’ta ilan etmesi tesadüfi değil, tarihe dayanıyor. Osmanlı döneminde Erdoğan’ın şimdi yaptığı gibi Mercidabık savaşı ile 24 Ağustos 1516’da bölge işgal edilmişti. Osmanlı hayallerini canlandırmak ve işgal projelerini gerçekleştirmek isteyen Türk devleti, Fırat Kalkanı’nın ilan gününü bir başka işgal tarihinin yıldönümünde gerçekleştirmişti.
    Türk devleti kendisini Suriye topraklarının güvenliğini sağlayan bir güç gibi göstermek istiyor, ancak gerçek bu değil; Demokratik Suriye Güçleri’nin tarihi zaferlerini kamuoyunda gizlemek istiyor. QSD, İdlib’e doğru giderse, bu durum Türk devleti için tehlike olacaktır ve bu yüzden de kendisine yakın kişilere yoluyla işgal edilmiş bölgelerde toplumsal yapılara müdahalelerde bulunuyor.
    ANHA

    Top News